ABD ve “terörle mücadele” yalanı

0
749
Selam Yağmur

Globalleşen dünyada ilişkiler daha pragmatist ve çıkarcı. İletişim araçları, okyanus ötesini bir tıklamayla ulaşılabilecek kadar yakına taşıdı. Hal böyle olunca ‘olup bitenden haberdar olmak kolaylaştı’ diye düşünülebilir. Tabii ekranlar sizi aldatmıyorsa, size ulaşan haberler herhangi bir çarpıtmaya maruz kalmıyorsa. Ama unutulmaması gereken bir kaide var: Kötü adamlar yalanlara ihtiyaç duyar. Hele ki böyle bir devirde…

Dünyadaki kötüler başları sıkıştığında yalana başvurur. Çünkü yalan, hiç olmazsa zaman kazandırır. Yalanın daha fazla şey kazandırdığına tarihin tanıklık ettiği de vardır. Nazi ırkçısı olan Hitler’in propaganda bakanı Goebbels ilginç itiraflarda bulunur. “Hitleri başarılı kılan şey, aynı yalanların sıklıkla tekrarlanmasıydı” der. Bir yalanı defalarca tekrarlarsanız gerçeğe yaklaşır ve zamanla gerçek gibi algılanır diye devam ediyor Goebbels. Okudukça ‘vay be’ diyorsunuz.

Günümüzde farklı mı? Biraz daha farklı olduğu söylenebilir. Daha büyük yalanlar var. Dünya küçüldükçe yalanlar büyüyor. Egemenler, yalanlarını duyurabilmek için bütün imkânlarını seferber ediyor. Ayakta kalabilmeleri bu yalanlara bağlı. En büyük yalanlardan bir tanesi de “terörle mücadele” yalanıdır. Uzun zamandır devam eden savaşlarda dünyanın süper güçleri ne hikmetse terör örgütlerini yenemiyor. ABD, yıllardır Ortadoğu’da “terörle mücadele” ediyor. Bu mücadele (!) esnasında neler olup bittiğini anlamak için farklı kaynaklara göz atmak gerekiyor sanırım.

Graham Fuller, “The Future of Political Islam” kitabında Amerika’nın Ortadoğu üzerindeki hedeflerini beş madde ile özetlemiş. Bunlar:

  • Bölge’de İsrail’in güvenliğini sağlamak,
  • Kitle imha silahlarının dağılımını önlemek,
  • Enerji akışını Batı’ya düzgün bir şekilde aktarmak,
  • Terörizme karşı mücadele etmek,
  • Bölgede herhangi bir egemen gücün olmasını engellemek.

Bu hedeflerden belki de en önemlisi “İsrail’in güvenliğini sağlamak” hedefi iken yazılı ve görsel medyada konuşulanlar başka: “Terörle Mücadele”. Bunun büyük bir yalan olduğunu söylemek gerekiyor. Terör sorunu çözüldüğü takdirde bölgede istikrar sağlanacak, bölge halkları bir araya gelerek egemen bir güç oluşturabilecek, bölgenin enerji kaynaklarından asıl hak sahipleri faydalanacak, Amerika ve diğer emperyalist devletlerin Ortadoğu’da cirit atmasını gerektirecek bir çatışma ortamı kalmayacaktır. Dolayısıyla Amerika’yı uzun zamandır Ortadoğu’da tutan şey “terörle mücadele” yalanıdır.

Enerji ihtiyacının büyük bir kısmını Ortadoğu’dan sağlayan ABD’nin elbette büyük yalanlara ihtiyacı var. Bu yalanlardan bir tanesi de demokrasi yalanıdır. Petrole, doğalgaza, değerli madenlere, tatlı su kaynaklarına ve stratejik konuma sahip bütün devletlerin Amerika’dan ithal edilecek demokrasiye mutlaka ihtiyacı vardır! Kimi devlet yöneticileri bu ihtiyacını karşılayarak sadık bir müttefik olurken bazı yöneticiler de buna gerek olmadığını söyleyerek halkına ihanet etmiştir! Bu ihanet karşılıksız kalmamıştır. Amerika, halkların zalim yöneticiye karşı verdiği demokrasi ve özgürlük savaşını finanse etmiştir! Bunun sonucunda bazı zalim yöneticiler idam edilirken, bazıları da sokak ortasında linç edilerek öldürülmüştür.

Kimin savaşı? Neyin zaferi? Coğrafyamız tarihin en kanlı sürecinden geçiyor. İntihar saldırıları, patlamalar sıradanlaştı. Ölümler artık istatistikle ifade ediliyor. Hissizleştik, duygusuzlaştık, nasıl olduysa savaşla barışık hale getirildik. Korku ile yaşıyoruz, geleceğe dair kaygılıyız. Birileri, bir gün her şeyin düzeleceğine dair umudumuzu çalmaya yelteniyor. Suyumuzu, ekmeğimizi, emeğimizi çalmaya yeltendiği gibi.

Kutuplaşmadan, kaostan, cepheleşmeden kazananlar belli. Terörü çözmek için değil, iktidarını pekiştirmek için çaba harcayanların sorunları çözebilmeleri mümkün olmuyor. Kendi için helal gördüğünü başkası için haram kılmak çatışmayı besliyor. Ömer ile Ali kavga edince firavun kazanıyor. Hâlbuki zalime karşı organize olmak, Ömer ile Ali’nin paylaştığı ortak inancın gereğidir.

Cevap yazın

Yorum Yazınız.
Lütfen adınızı giriniz