Belki de son kez, son duraktayız…

0
40
Muhammet Güzel

Bizim televizyonun içi, cihan alimleriyle dolmuş. Bir oturuyorum televizyonun karşısına, memleket derya… Bu bilgisayar çökmeseydi bunca beyin tecavüzüne göz yummazdım ama çekeceğim varmış.

Örneğin Halk Tv’ye konuk olup sırıksız yüksek atlayan bilgeler, ana akım medyaya konuk oldular mı çelik çomak çocuğu itirazlarıyla muhalefeti yeterli görüyorlar. “Eh o da bi’ şey” deyip yutkunuyorum.

CHP’liyim ya… En çok da CHP’ye akıl veren bilgeleri izlemeyi sevdim bu aralar. Ulan bir olanak olsa da hepiciğinin dediğini bir çuvala doldursan… sığmaz ya ‘teşbih’ meselesi… Çuvaldan, bir avuç alıp şuraya yaysan, o öğütleri, “Burdan bizim köye yol” da bi’ şey mi? Dünyanın merkezi Akşehir’imizden Ay’a,  kırk üç kere gider gelirsin, yine de eline bir halt geçmez.

‘Önce Genel Başkanı kovacaaan partiden’ fikrini çağıran büyük analizler… Ardından; delegelerin, aday olabilmesi için yüzde onunun bile imza vermeye ‘tenezzül’ etmediği –onlar cesaret edemeyen diyor- bir adayın, genel başkan olamayışına ağıtlar yakıyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu için imza veren delege sayısı ile oy veren delege sayısı arasındaki farkı hesaplayıp, ellerine bir şey değmiş gibi hopluyorlar. Sanki Kılıçdaroğlu 1080 değil de 280 imza ile genel başkan adaylığı başvurusu yapsa bile, aldığı 790 oy genel başkanlık için yeterli olmayacakmış gibi. Muharrem İnce’nin konuşması ve salondaki etkili davranışları 290 kişiyi etkileyip, tercihini değiştirmiş olamazmış gibi. Sanki şu malum 49 kişilik karmaşa yaşanmasa başka biri seçilirmiş gibi. Deha fışkırması tespitler yumruk gibi iniyor Tv.nin hoparlörüne…

Bu malum kırkdokuzlara bir şey diyeceğidim de, Kılıçdaroğlu demiş denmesi gerekeni…

“Bu durumu ahlaki bulmadığımı ifade etmeliyim. Biri çıkar, “Oyumu şuna veriyorum” der ve verir. İki tarafa imza atmak hiç ahlaki değil. Geçen kurultayda da Muharrem Bey’e imza verenler vardı. Hiç kimse “niye imza verdin” diye sormadı kendilerine. Ya da biz “hadi bunları partiden atalım” diye bir düşünmedik. Ortaya çıkan tabloya ahlakilik temelinde bakıyorum. Dolayısıyla bunun üzerine öncelikle düşünmesi gereken o arkadaşlarımız.” http://www.hurriyet.com.tr/kemal-kilicdaroglu-kimse-yuzde-25i-asmak-icin-bir-sey-yapmiyorsunuz-diyemez-40738727

Bu pirinç daha ne kadar su kaldıracağı, gündemi kimin yönettiği ile ilgili biliyorum ama yine de; alsam karşıma bu fikri bilgisinden üstün zatlardan birini sorsam:

-Aga sen bu partiye üye misin?

-Yoh…

-Mahalle delegelerinin seçiminin nasıl yapıldığını gördün mü?

-Belki…

-Mahalleye kurulan sandıkta delege için oy kullanan üyenin başında bekleyen eli sopalı bir adam görmüşlüğün var mı?

-Görmedim ama Genel Merkez, kurultay salonu, kameralar, o dedi ki, bu demediydi ya…

-Bir sıkıntı varsa, delegede değil biz üyelerde, etkilenecek, aldatılacak, tırsacak adamları delege seçmişiz demektir.  Demek ki sancının nedeni delege değil ilk aşamada delegeleri seçen biz üyelerde, hadi gel üye ol. İlk aşama delege seçimlerinden başlayarak sistemi sağlama alalım. Hadi çıkar telefonunun da internetten kendini üye yazıver kimseye sormadan, kendi iradenle… Hişt len! Nere kayboldun?.. Abi şurada az önce konuştuğum cihan alimi büyüğümü gördün mü, nereye gitti?

-Ooo.. o adam, kanatlandı uçtu gitti, salak mısın oğlum, hem cihan alimi diyorsun hem sağına soluna bakıyorsun, yukarı baksana bre cahil… uçuyor adam, bak…

Kendi partisinin penceresinden, kendi partisinin dünya görüşü çerçevesinden eleştirip yok edemedikleri CHP’yi, CHP’li kılığına girip, içerdenmiş gibi saldırarak hırpalamaya çalışanların; çoğu kez de yönetimde hissettiğimiz yetersizliğin kırgınlığıyla, dümen suyuna giriverdiğimiz çokbilmişlerin ağız kokusunu çekmek yerine:

Ülkemizin yaşadığı gerçeklikten kopmadan, partide varsa beğenmediğimiz durum, kişi, konu muhalefetimizi kurultay sürecinde yapıp, seçime giderken parti bütünlüğü içinde iktidar için çalışmayı bir öğrenebilsek, bilsek ha, bir becerebilsek…

Bilsek ki; biz “acep, olağanüstü bir kurultay daha mı yapsak anasını satayım” havalarında yellenirken, seçim gelip dayanıverecek sandığın kapısına.

Bilsek ki; bir parti iktidardayken de yönetimi değiştirilebilir. Tabi ki, “genel başkanı değiştirmeden iktidar bize haram” fikrimizin, üstesinden gelebilirsek.

*-*

26 Şubat 1984 günü sonsuzluğa uçan, büyük Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’i unutmayasınız diye buraya onun, beş sayfalık DURAKTAKİ IŞIK Şiirinin bir sayfasını kopyalıyorum. Dizelerin, sayfadaki konumu da anlama yardımcı olur diye düşündüğümden, sayfanın fotoğrafını kopyaladım. Dilerim anlaşılıyordur.

Cevap yazın

Yorum Yazınız.
Lütfen adınızı giriniz