Savaşla barışık

2
857
Selam Yağmur

Bir savaş halidir devam ediyor. Bu hal, bize iyi gelmiyor. Sınırlar değişirken üstünlük kavgasının dişlileri arasında ezilenler yoksullar oluyor. Yoksullar ve yoksunlar. “Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz.” Deniyor. Bu bir safsata değil elbette. Coğrafyamızda yıllardır süregelen savaştan bir şey kazandığımız yok.  Aksine gün geçtikçe kutuplaşma, ayrışma derinleşiyor.

Aynı mahallenin insanları gruplar halinde kendi mevzilerini savunan militarist topluluklara dönüşüyor. Hal böyle olunca kapı komşuları aynı masa etrafında bir araya gelemiyor. Duygudaşlık, arkadaşlık, dostluk ölüyor. Bu durumda vicdan ve merhamet sahibi her insanın sorması gereken önemli sorular var:

Namlusu zalime doğru çevrilmemiş silah kimin? Kardeşler arasına duvar ören savaş kimin? Zayıfı ezen, güçlüyü koruyan savaş kimin? Yoksulun evine yas düşüren, çocuktan annesini, anneden yavrusunu çalan savaş kimin? Toprağı insansız bırakan, insanı topraksız bırakan savaş kimin? Toprakları Atlantik ötesinden ithal uçaklara, tanklara, insansız hava araçlarına, postallara, Mc Donaldslara,  peşkeş çeken savaş kimin?

Atlantik ötesi bütün dünyanın iyiliğini istiyor şüphesiz! Olup bitenler olası yan etkiler sadece. Afganistan’ın demokrasiye kavuşabilmesi için on binlerce insanın hayatını kaybetmesi, milyonlarcasının da mülteci konumuna düşmesi gerekiyordu. Keza Irak’ın selameti için yaklaşık bir buçuk milyar insanın ölmesi gerekiyordu. Ebu Gureyb gibi hapishanelerde caydırıcı işkence yöntemleri uygulanmalıydı. Suriye’de birbirinden farklı örgütlerin silahlandırılıp çatıştırılması gerekiyordu. NATO’nun ülkenin her karışına askeri üs kurması küresel barış için oldukça mühimdi! İncirlik Üssü, Türkiye, İran, Irak, Suriye, Afganistan, Libya, Mısır halklarının selameti için güçlendirilmeliydi falan!

Düşünmek çok güç… Binlerce kelepçe… Her biri takılacak cümle arıyor. Her cümleye kelepçe takılıyor. Küresel hayasızca akına ses çıkaranın kim olduğu önemli değil. Muhalif olması linç edilmesi için yeterli sebep oluyor. Elbette savaşın dayanakları var, savaş da ayakta durabilmek için bir temele ihtiyaç duyar. Temel olmasa bile usta marangozların elinden çıkan koltuk değnekleri savaşı ayakta tutabilir. Şükrü Erbaş bir şeyler söylüyor; “Biz, çocuklarımızın bin yıl sonra da utanacağı kötü bir tarihi, vatan sevgisi diye ruhlarına üflemişiz”.

Sadece bir kişinin konuştuğu yerden ancak savaş doğar. Bir toplumda ekranlar, gazeteler, kitaplar, dergiler düşündürmemek adına iş yapıyorsa, tek bir sesi duyurmak için çalışıyorsa felaket yakındır. Hamasetin pompalandığı yerden fikir değil, slogan doğuyor. Hamaset idraki düğümlerken, fanatiklik duygusunu kabartıyor. Ariflerin sesi kısılırken cahillerin sloganları kulak tırmalıyor.

Parasal karşılığı olmayan şeyleri kulak ardı etme hastalığı var. Bu noktada şunu hatırlatmak gerekiyor sanırım; Beyin bedava değil, vicdan bedava değil, düşünmek de bir bedele tabiidir… Düşünmeyen kişiler, attığı adımın nereye varacağını hesap etmeyenler ortak oldukları günahlardan dolayı hesap vermekten korkmaz mı? Allah’tan korkmaz mı günahlarına Allah’ı alet edenler.

Son zamanlarda sıklıkla George Orwell’ın 1984 kitabını anımsıyorum, neydi meşhur slogan; “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür”. Bu anlayışı topluma dayatmaksa birincil hedeftir, bunun için de hiç bitmeyen savaşlarla “korku” tetiklenmektedir. Hayır bayım! Savaş barış değil, özgürlük kölelik değil, cahillik güç değil!

Asıl güç, ne pahasına olursa olsun adaletten yana olmaktır. Asıl güçlüler, kula minnet eylemeyenlerdir. Asıl özgürler, zalimin talim ettiği yola minnet eylemeyenlerdir. Diğerleri bugünün kahramanları, yarının ise hainleri işte… Fazlası değil.

2 Yorumlar

Cevap yazın

Yorum Yazınız.
Lütfen adınızı giriniz