‘Taş yerinde ağırdır abi’

0
208
Cezmi Ersöz
Cezmi Ersöz

Her şey öyle hızlı gelişti ki, aradan 22 yıl geçmiş, olup bitenleri hala tam olarak idrak edebilmiş değilim. Ülkemizde bunun bir başka örneği var mı diye düşünür dururum yıllardır. Bu kadar kısa bir sürede star olan başka biri var mı diye?

Yıl 1995.Sonbahar ayları sanırım. Beyoğlu’ndaki Leman Kültür’de hareketlenme var. Beyoğlu, diyorum çünkü o tarihlerde sadece bir tane Leman Kültür vardı. Şimdilerde yavaş yavaş köylerde de açılmaya başlanıyor. Mc Donalds’ı geçmiştir sanırım!

Tuncel abi (Kurtiz) Leman Kültür’ün yaklaşık 4 metrekarelik sahnesinde ‘Bedrettin Destanı’nı sergiliyordu. İlgi büyüktü. Tuncel abi oyuncu dostum Mehmet Esen’de bir ışık görmüş olmalı ki ona: “Gel beraber sahne alalım” dedi. İyi de oldu. Ama çok uzun sürmedi. Tuncel abi, filme başladı. Mehmet Esen de yalnız kalınca kendi başına ve farklı bir gösteri sunmaya başladı: “Kuşkulu Bir Gösteri”.

Bir akşam seyretmeye gittim Mehmet’i. Önden ikinci sırada Mehmet’i izleyenler arasında Cem Yılmaz ve birkaç arkadaşı vardı. Cem o zamanlar Leman Dergisi’nde karikatür çiziyordu ve bana onunla ilgili en çok sorulan soru, karikatürist Ahmet Yılmaz’ın nesi olduğuyla ilgiliydi.

O akşam Mehmet biraz tutuk muydu, moralsiz miydi, bilemiyorum. Hasta da olabilirdi. Bir ara oyunu kesti ve Cem’e, “Cem hadi yanıma gelsene, birlikte götürelim” deyince Cem çok şaşırdı: “Ben oraya gelemem. Çekinirim, yapamam” gibisinden bir şeyler söyledi. Cem Yılmaz ve çekinmek! Ne yaman bir çelişki değil mi? Ama sonra Mehmet’in ısrarlarına dayanamayarak sahneye çıktı. Yanılmıyorsam “Müslümanlar Uzayda” isimli bir parodi sergiledi. Salondakiler gülmekten kırıldı. Kahkaha tufanı koptu. Tuvalete gidenler oldu.

Sahne 4 metrekare. Giriş 5 lira. Mehmet de çok etkilendi Cem’in performansından: “Haftaya birlikte çıkalım mı?” diye sordu. Cem artık sahne tozunu yutmuştu. “Neden olmasın?” dedi. Bir sonraki hafta birlikte çıktılar. Bu defa boş yer yoktu salonda.

Ve bir sonraki hafta Cem tek başına çıktı. Çünkü Mehmet bir işi için Berlin’e gitmişti. Cem’in üzerinde bir Süpermen tişörtü ve altında ise beyaz üzerine siyah çizgili bermudayı andıran bir pantolon vardı. Yine kırdı geçirdi. Öyle bir aurası vardı ki, kaşını kaldırsa, parmağıyla duvarı gösterse kahkaha tufanı kopuyordu. Daha yaşı 22 idi.

Ertesi hafta yazımı bırakmak için Leman’a gitmiştim. Cem’in gösterisi başlamıştı. Ve İmam Adnan Sokağı’nda daha önce hiç görmediğim şeyler görüyordum. Lüks arabalar, korumalar, gazeteciler vesaire. Güvenliğe, “Nedir bunlar, neler oluyor?” diye sorunca: “Cezmi abi, Sezen Aksu’yla Ali Kırca içerdeler. Cem’i izlemeye gelmişler” diye yanıtladı beni. Salonda, güvenliğin tanımadığı başka ünlüler de varmış. Sonradan öğrendim.

Ben yazımı dizgici Cebrail’e bırakıp aşağı inerken merdivenlerde Cem’le karşılaştık. Çok heyecanlıydı ve ter içindeydi: “Sevgili Cem seni izlemeye Sezen Aksu’yla Ali Kırca gelmiş. Seninle gurur duyuyorum. Geçen hafta izledim seni. Müthiştin” dedim. Hala gençliğinin ve masumiyetinin verdiği utangaçlığı üzerinden atamamıştı. “Sağ ol abi. Vallahi ben de anlamadım. Her şey birden bire oldu” deyince: “Peki, bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sorunca, kelimesi kelimesine şöyle söyledi: “Taş yerinde ağırdır abi. Burada, Leman’da meşhur oldum, burada kalacağım. Beş lira, meş lira. Hiç fark etmez”.

Cem çok değil, birkaç hafta sonra BKM’ye (Beşiktaş Kültür Merkezi) ışınlandı. O artık bir stardı.

Cem de gidince, 4 metrekarelik sahnenin yeni konuğu Ata Demirer’di. Onda da star kumaşı vardı. Ferdi Tayfur ve Küçük Emrah’ın taklitlerini yaparken gülmekten az kalsın mideme kramp giriyordu.

O akşam Ata Demirer’i izleyen arasında Cem Yılmaz’da vardı. Sanıyorum o gün cumaydı. Bir sonraki gün Galatasaray’a Cumartesi Anneleri’ne destek olmak için yanlarına gidecektik. O aralar polisler o acılı ve yaşlı annelere çok sert müdahale ediyorlardı. Kamuoyunun ve basının bu vahşeti bilmeleri gerekiyordu. Ata’nın programı biter bitmez Cem’in yanına gittim ve hal hatır sorduktan sonra: “Cem yarın acil bir işin yoksa Cumartesi Anneleri’ne destek için gelir misin? Senin geleceğini televizyonlar ve gazeteler öğrenilirse oraya çok sayıda kameraman ve muhabir gelir. Annelerin bu sorunu da gündeme oturur” dedim. O an beynimde çok taze. Bugün gibi hatırlıyorum. Cem hemen hiç düşünmeden: “Ben solcu değilim. Yılmaz gitsin” deyiverdi şimşek hızıyla. Yılmaz dediği, Yılmaz Erdoğan’dı.

Neye uğradığıma şaşırdım. Toparlandıktan sonra, şöyle şeyler söylemiş olabilirim: “Bu solculuk ve sağcılık meselesi değil. Bu insani ve vicdani bir mesele”.

Benim ona böyle bir şey sormam ve onun beni bu şekilde yanıtlaması sadece ve sadece ikimizin de toyluğundandı. Şimdi olsa ona böyle bir soru sormazdım. O da bana böyle bir yanıt veremezdi doğal olarak. Böylelikle arkadaş kalabilirdik. Olmadı. Şimdi tesadüfen karşılaştığımız yerlerde selamlaşmıyoruz bile.

Ara ara büyük bir bankanın reklamını yaparken görüyorum onu. İşte o anlarda yüzümde acı bir tebessüm dolaşıyor sanki. Ve Leman’ın merdivenlerinde söylediği o cümlesi kulaklarımda çınlıyor: “Taş yerinde ağırdır abi”.

Cevap yazın

Yorum Yazınız.
Lütfen adınızı giriniz