TİHV: Afrin’in gerekçesi OHAL

0
52
Afrin operasyonunun siyasi iktidarın baskıcı karakterini ve OHAL’i sürdürebilmek için gerçekleştirildiği izlenimine dikkat çeken Türkiye İnsan Hakları Vakfı, “Bölgede IŞİD olmadığı halde gerekçeye eklenmiş olması dikkat çekici” açıklaması yaptı.

KORSAN – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) Afrin harekatıyla ilgili yaptığı basın açıklamasında, “Savaş öldürür, savaş sakat bırakır, savaş göç ettirir, savaş çocukları, kadınları, öncelikle etkiler, savaş işkence başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerinin kaynağıdır. Savaş toplumların ruhsal dünyalarında gelecek nesillere de aktarılan derin örselenmelere yol açar. Savaş ekolojik yıkımdır. Savaş ekonomik kaynakları yok eder” ifadelerine yer verildi.

‘AFRİN BÖLGESİNDE IŞİD YOK’

Türkiye üzerinden Suriye topraklarına intikal ettirildiği anlaşılan ÖSO isimli ‘ne olduğu belli olmayan paramiliter grupların’ da katılımı ile kara saldırısının başlatıldığı hatırlatılan TİHV açıklamasında, “Genelkurmay Başkanlığı’nın dün yapmış olduğu açıklamada demokratik kamuoyunu tatmin etmeyen, hukuka ve meşruiyete aykırı hususlar bulunduğunu da paylaşmak isteriz. Öncelikle Türkiye’nin Suriye ve Irak topraklarına askeri müdahalede bulunabilmesi için bu konuda BM Güvenlik Konseyi kararının gerekliliği herkesçe bilinmektedir. Anayasa’nın 91’inci maddesi bunu gerektirmektedir. Hükümetin çıkartmış olduğu Suriye/Irak teskeresi bu duruma elverişli değildir. Genelkurmay açıklamasında terörle mücadele ile ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına atıf yapılmıştır. Oysa bu kararlar Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak ilan edilen örgütlerle ilgilidir. Genelkurmay bu durumu bildiğinden ‘harekatın’ gerekçesinde IŞİD isimli örgütü de dahil ettiği izlenimi edinilmiştir. Bu örgütün Afrin bölgesinde olmadığını bütün dünya bilmektedir. Bu durumda Güvenlik Konseyi kararlarında yer almayan örgütlerin gerekçe gösterilerek bir başka ülke topraklarına askeri saldırıda bulunmanın kamuoyu ve BM nezdinde geçerliliği bulunmamaktadır. Kaldı ki Afrin bölgesinden Türkiye’ye yönelik tehdit ve saldırıların somut olarak ortaya konması gerekmektedir. Bugüne kadar böyle bir saldırının ne olduğu (sınırdaki taciz ateşi olayları dışında) kamuoyuna açıklanmamıştır. Dolayısıyla BM şartının 51’inci maddesindeki gerekçe oluşmamıştır” denildi.

‘İNSANİ FELAKETE YOL AÇABİLİR’

Harekatın gerekçesinin Genelkurmay Başkanlığı tarafından açıklanmasının da dikkat çekici olduğunun altı çizilen TİHV açıklamasında, “Fiilen TBMM ve Hükümet devre dışı bırakılmıştır. Genelkurmay açıklamasında sivillere zarar verilmemesi konusunda azami dikkat gösterileceği belirtilmiştir. Ne var ki başlatılan saldırı sonucunda, her ne kadar şu an için somut bilgilere ulaşma imkanı olmamakla birlikte, onlarca sivilin yaralandığı ve ölümler olduğuna dair çeşitli basın yayın kuruluşlarında yer alan haber ve görüntüler derin kaygı uyandırmaktadır. Türkiye, Cenevre sözleşmelerine taraftır ve eylemlerinin sorumluluğunun farkında olmalıdır. Yüz binlerce insanın yaşadığı Afrin bölgesinde yaşanabileceklerin insani felakete yol açacağı kaygımızı bir kez daha paylaşmak isteriz” mesajı yer aldı.

‘İKTİDARIN BASKICI KARAKTERİ’

Afrin harekatını gerektirecek tehdidin somut olarak bulunmadığını vurgulanan metinde, “Türkiye’deki siyasal iktidarın baskıcı ve otoriter karakterini devam ettirebilmek ve OHAL’i sürdürebilmek için böylesi ağır acılara yol açabilecek bir savaş eylemini başlattığı izlenimi edinilmektedir. Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kürt ve Arap’ın soydaşı olan Suriye Rojavası’ndaki Kürt ve Arapların diğer halklarla birlikte oluşturduğu yönetim biçimlerini tehdit olarak değerlendirmek demokrasi ve insan haklarına aykırıdır. Bu durum Türkiye’de bir arada barış içinde yaşamak isteyen halklar arasında derin kırılmalara sebep olabilecek ve Türkiye iç barışını büyük bir tehlikeye atabilecektir. Siyasal iktidarı bu çılgın savaş eyleminden bir an önce vazgeçmeye davet ediyoruz” çağrısı yapıldı.

Siyasal iktidara bir kez daha sesleniyoruz. Türkiye içinde ve dışında çatışmaya ve savaşa dayalı politikalardan vazgeçiniz. Demokratik kurallar çerçevesinde bütün halklar ve inançlarla bir arada yaşama imkanı vardır. Yeter ki bu sorunlar hakkında barışçıl ve demokratik yollarla çözüm konusunda irade gösterilebilsin. Dünyada çok sayıda örnekleri olduğu gibi Türkiye’nin de Kürt sorununun çözümü için sahici bir çatışma çözümüne ihtiyacı vardır.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi bastırıldığı halde süreci karşı darbeye dönüştüren ve 20 Temmuz 2016’dan beri Türkiye’yi OHAL rejimiyle yöneten siyasal iktidar, şimdi de Suriye kantonlarının yönetim biçimlerini gerekçe gösterip Türkiye’yi bir oldu bitti ile karşı karşıya bırakmış ve sıcak savaşa sürüklemiştir. Siyasal iktidar bu politikasından vazgeçmediği takdirde Türkiye’yi savaş haline göre yöneteceği açıktır. Böyle bir durumda da demokrasi ve insan hakları adına söylenebilecek hiçbir şey kalmamaktadır.

Türkiye ve dünya kamuoyunu bilhassa da insan hakları hareketi ve kurumlarını başlatılan bu savaşın büyümeden sona erdirilmesi ve sorunların diyalog ve müzakereyle çözümü konusunda inisiyatif almaya ve harekete geçmeye davet ediyoruz.

Savaşa karşı barışı savunuyoruz. İnadına barış diyoruz.”

Cevap yazın

Yorum Yazınız.
Lütfen adınızı giriniz